Hukukça Bakmak

İçinde bulunduğumuz çağın insanı içinde kaybeden keşmekeşinde, tad alarak değil de, sanki bir günü daha atlatmak için harcıyoruz hayatlarımızı..Modern toplumun ya da modern toplum diye bize dayatılanın üzerimizde kurduğu baskılar çok zaman yaşamımızı sınırlandırıyor. Sabah 8 akşam 6 mesaileri, trafik çilesi, güncel sorunlar ve her gün içinden asla çıkılmayacakmış gibi duran onlarca sorun.. Modern çağın üzerimizde kurduğu hakimiyet artarken düşüncelerimiz de bu baskıdan nasibini alıyor. Tek derdi elindeki odun parçası ile bir hayvan avlayıp akşam mağarasında yaktığı ateş kenarında bu eti yemek ve ömrünü her gün yeni bir şeyi -farkında olmadan- keşfederek yaşamak olan atalarımız, elbette ki bizden daha basit sorunlara sahiptiler. Para yerine takas, ocak yerine ateş kullanırlardı, modern çağın standartlarına göre belki de barbardılar..Peki ama bizden daha mı mutsuzdular?

Modern çağın insanı, bir yandan eskiyi içinde yaşadığı zamanın ölçütleri ile değerlendirirken diğer yandan kendince yeni değerler ortaya koymakta. Bugün artık yamyamlık bir suç olarak görülürken, milyonları herhangi bir hammadde için öldürmek “savaş” adı altında değerlendirilebiliyor. Oysa ki, ilkel addettiğimiz bir yerlinin, tanrısal-üstün özellikleri bulunduğunu düşündüğü bir insanı, onun ruhuna ve gücüne sahip olmak için yemesi ile milyonları en nihayetinde bir “madde” için öldürmek sonuçları itibariyle farklı olgular değil..Hatta zamanı ve koşulları içinde -bir ütopya olsa da- etik bir değerlendirme yapıldığında birinci olayın ikincisinden daha erdemli bir vaka, inanış olduğu düşünülebilir. Özüne inildiğinde insanın insanla savaşı tüm kültürlerde var olmuş gibi gözükmekte.

İronik bir şekilde Cicero’nun öz deyişinde belirttiği gibi “ibi societas ibi ius” (nerede bir toplum varsa orada hukuk vardır) durumu aslında bu savaş halini örtülü olarak belirtmektedir. Aslında, her toplumsal düzeyde bir hukukun varlığını vurgulayan bu söz, alt yapısı itibariyle bu durumun gerekli olduğunu da belirtmekte. Çünkü, nerede ve ne zaman yaşamış bir insan topluluğu varsa gerek iç ve gerekse de dış çatışma hep varolmuş. Bu noktada hukukun çatışma kültürünü sonlandıran bir etki göstermediği ve fakat getirilen her kurala karşı birisinin ya da birilerinin muhalif kaldığı gözlemlenmektedir. Demektir ki bizleri çevreleyen kurallar silsilesi herkesi memnun edebilmiş değildir. Acaba bu büyük üstad Goethe’nin kurguladığı; “insanlara oldukları gibi muamele edersek onları daha kötü kılarız; eğer onları olması gerektiği gibi ele alırsak olabilecekleri kadar iyi yaparız” şeklindeki toplumsal hukuk tanımının iflası mıdır? Yoksa hukuk denilen sistem zaten en başından beri ölü -yada yumuşatılmış bir ifade ile- sakat doğmuş bir çocuk mudur? Asla cevaplanamayacak bir soru değil mi? Sorunun cevabı eski bir paradoksta gizli; “bir Giritli bütün Giritliler yalancıdır demiştir.”

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

1 Yorum

cellmanFebruary 22nd, 2008 1:56 am

Yamyamlıkla madde için insan öldürenler arasındaki fark şudur; Yamyam zevkleri için öldürür. Ama madde için öldüren zevk için değil hayat mücadelesinde bir adım öne geçmek için öldürür. Bu kocaman devasa fark gözümüzün önünde everest dağı gibi dururken, -bir ütüpya olsa bile- etik davranmadan değerlendirme yapmak büyük bir hata olur. Çünkü, karındeşen jack ile karındaş kara murat arasında ütopik bir değerlendirme yapılmaz. Matematiksel olarak tanımsız bir sonuçtur.

Hukukun çözüm aradığı konuların başında toplumsal barışı sağlamak gelir. Toplumsal barış demek ise bir grub insan arasındaki ilişkilerdir. Bahsedilen çatışma ortamları küresel sorunlardır. Ve küresel barış teorisi yerleşik hayata geçildiğinden bu yana bir düşünce olarak gelmiş, dönemler halinde uygulanabilmiş ise de uzun süreli olmamıştır.

Bilindiği gibi toplumsallaşma sürecinde ilk olarak aileler oluşmuş, sonra kabileler ve kabilelerin birleşimi ile devletler oluşmuştur. Ve hukuk-adalet kavramlarına ihitiyaç duyulmaya başlanmıştır.

Ve iktisat der ki; insan ihtiyaçlarının sınırsızlığına karşılık kaynaklar kıttır. Yani hukuk bir ihtiyaçtır ve ihtiyaçların kaynakları kıttır. Hukukun kıt kaldığı yerde malumunuz üzere devreye kaba kuvvet girer. Ve bu noktadan sonra Burak’cığım gozun morarabilir dikkat et.

Yorum Yapın

Mesajınız